Sayfalar

hızlı adam film tavsiyesi

İzleyince “Vay Aq!” Dedirten Filmler | Konsepte Aykırı Bir Blog Yazısı

Hayır hayır, bu bir tanıtım yazısı falan değil! 4 bira + 1 film sonrası yazılan, %100 özgün ve tamamen kişisel bir blog yazısı. Biliyorum, hizliadam.com’da bu tür yazılar görmeye alışık değilsin. Belki notumu kıracaksın ama ben bunu göze aldım; sevgili okurum.

hızlı adam film tavsiyesi

Dilersen konuyu, blog konseptime uygun olacak şekilde satış, pazarlama ve blog yazarlığı ile birleştirebilirim. Mesela, sanatın insan duygularını anlamadaki öneminden bahsedip, sanatla ilgilenen kişilerin iş hayatında daha başarılı olduğundan bahsedebilirim. Bunu yaparak, okumakta olduğun bu yazının, hizliadam.com konsepti ile çok alakalı olduğuna ikna edebilirim seni. Elbette zekanla dalga geçmeyi deneyecek kadar ahmak değilim. Hazır seni yakalamışken, satışın biraz da manipülasyon yeteneğiyle ilgili olduğunu itiraf ediyorum sadece. Olur da umduğunu bulamazsan, bu yazıdan elin boş gitme diye bir sırrımı daha sıkıştırıyorum araya…

-Bu defa manipülasyon yok! Bu defa tamamen kişisel bir blog yazısı okuyacaksın. Hani ünlülerin hayatı merak edilir ya… Ben de belki 50, belki 100 kişi tarafından tanınan bir blogger olarak, biraz özelimden bahsedeyim istedim. İşte benim hayran kaldığım filmlerden bazıları:

Şimdi sana önereceğim filmleri izlemiş olma ihtimalin yüksek. Sorun şu ki, ben bu filmleri çok geç izledim. Sebebi de sonradan marjinal olmam. Sonradan görme gibi bir şey bu… Kabul ediyorum.

Yine de izlemediysen bir dinle. Eğer izlemediysen, söz veriyorum: İzledikten sonra “senin aq Hızlı Adam!” diyeceksin. Bana küfür edeceksin çünkü izlediklerin kafana balyoz gibi inecek.

İzleyince “bu nedir aq” diyeceksin. Sanat tecelli ediyor ve senin ruh halini değiştiriyor.  Hayır yani, o kadar boktan duygular yaşatıyor ki filmler; bir yandan “ne gerek vardı?” derken öte yandan sanata şapka çıkarıyor insan… Kısacası; bana küfür edeceksin ama tanıştığına da memnun olacaksın bu filmlerle…

 

1- My Name Is Khan (Benim Adım Khan)

film tavsiyesi - my name is khan

Otizmli bir çocuğun hayata tutunma hikayesini anlatıyor bu film. O çocuk büyüyor ve kendi ayakları üzerinde durup, kendi duygularının peşinden gidiyor. Toplumun değer verdiği hedefleri bir bir gerçekleştiriyor. Seviyor, aşık oluyor ve yuva kuruyor. Üstelik bunu yaparken toplum yargılarını s*klemeden yapıyor. Tamamen sağlıklı bir insanla yuva kuruyor olması ise davulun dengi dengine değil, duyguların dendi dengine çaldığını anlatıyor insana. Ön yargının ne kadar kötü, ne kadar kaka bir şey olduğunu anlatırken, bazen de kendinden utanmanı sağlıyor film. Öyle silkeliyor ki seni, “hiçbir nasihat bir sanat eserinin yerini tutamaz” dedirtiyor sana. Gözyaşlarını silmeye çalıştığın son sahnede, “vay aq” dedirtiyor sana…

2- Silsile

film önerisi - silsile

IMDB puanı pek yüksek değil ama kim takar IMDB’yi? Takma bence! Eğer bu senaryoya yakın olaylar yaşadıysan izle. İzle ki kafana balyoz gibi insin bazı gerçekler. Gerçekleri tüm çıplaklığıyla yaşamanın acısını hisset; acılı bir yemekten keyif alır gibi psikopatça olsun…

“Şu dudak uyuşturan acılı yemeklerden nasıl keyif alıyor insanlar?” diye düşünürdüm hep. Bazen acının da tatlı duygular yaşattığını keşfedince anladım. Bütün mesele, deneyime yüklenen anlamda gizliymiş meğer. Meğer, tüm psikoloji kitapları da aynı şeyi anlatıyormuş ya zaten: Yaşadığımız problemler, olaylara yüklediğimiz anlamlarla ilgiliymiş…

Velhasıl-ı kelam, sen de bir dönem liseli olsuysan ve her liseli gibi türk filmleri senaryolarını yaşadıysan izle. Hani, çok sevdiğin bir kadını, çok değer verdiğin bir arkadaşına kaptırırsın ya… “Kaptırmak” diyorum çünkü o kadınla yarım kalan bir hikayen vardır. O kadın seni terk etmiş olsa bile hikaye bitmemiştir. Bundan sonrası vardır. Hayallerinde onu nasıl yaşattığın, anılarında onu nasıl hatırladığın ya da nasıl hatırlamak istediğin vardır…

Diyalog bitmiştir ama senin hikayen bitmemiştir. En acı verici aşk şarkılarını dinleyeceksin daha… Daha Yıldız Tilbe’ye uzun ömür dileyeceksin Mevla’dan… İçeceksin, ağlayacaksın, aşk acısını yaşamanın da bir lütuf olduğunu fark edeceksin daha… Herkesin bu duyguyu tatmadığını, kaybeden gibi görünsen de bir deneyimi daha kazandığını fark edeceksin ya… Herkesin boş boş dinlediği ayrılık şarkılarına derin anlamlar yükleyebiliyor olmanın hazzını yaşayacaksın daha… Acılı bir yemeği, büyük bir iştahla tüketir gibi dinleyeceksin o şarkıları. Acı verecek ama sen mazoşist gibi keyif alacaksın bu durumdan…

Derken;

Anılarını, aşkını, geçmişini kirletecek o iblis! O öyle bir iblis ki, “kardeşim” kelimesini anlamsızlaştıracak gücü var onun. En yakınındaki insan. En değer verdiğin insanlardan biri kirletecek tüm anılarını. Mesaj atacak sana: “Kardeşim, bir zamanlar sevdiğin kıza ben şuan köpek gibi aşığım” diyecek sana. Adeta senden müsaade istercesine ama duygularını paylaşırmışçasına…

İşte o an ne anıların kalacak, ne de dinlediğin şarkıların anlamı… İşte o an, acının sana verdiği anlamsız huzur da gidecek hayatından. Boşluğa düşeceksin. Kaybettiğin insanlara değil, kaybettiğin duygularına üzüleceksin. İntikam da almayacaksın katillerden çünkü… Çünküsünü bilmiyorum galiba. Ben intikam almadım. “Silsile” filminin baş kahramanı da intikam almadı. Belki de bu yüzden çok dokundu bana bu film. Belki de bu yüzden en uzun paragrafları bu filme ayırdım… Nitekim, eğer benzer bir hayat hikayen varsa sen de izle bu filmi. İzledikten sonra “vay aq!” diyeceksin.

3- Mustafa Hakkında Her Şey

mustafa-hakkinda-her-sey-en iyi film

Bu filmde oyunculuklar vasatın bir tık altında. Yanlış yazdığımı sanmıyorum. Evet, vasatın bir tık altında; Nejat İşler’in performansı hariç tabii.

Ne anlatıyor bu film? Bir yandan gerçekleri kabul etmenin ne kadar zor olduğunu anlatırken, bir yandan da gerçeği kabul etmenin vereceği hafifliği anlatıyor. Yine söylüyorum: Hiç bir nasihat, bir sanat eseri kadar tesir edici değilmiş! Bu filmle de anlıyorsun bunu.

Öte yandan, ölümle burun buruna olmayı anlatıyor bu film. Ölmeden önce ateş böceklerinin aslında ne kadar da güzel olduğunu anlatıyor.

Ve diyor ki bu film:

Hiçbir tehdit, gerçek duyguları bastırmaya yetmiyor. Ucunda ölüm dahi olsa, insan gerçekten sevdiğinde ölüm kapanını tekrar ziyaret edebiliyor…

İzledikten sonra bana küfür edeceksin. “Ne gerek vardı bu duyguları yaşamaya?” diyeceksin ama şapkan da önünde olacak. Sanata şapka çıkarıp lafıma geleceksin. Hiçbir nasihat, bir sanat eseri kadar tesir edici değilmiş diyeceksin. Son cümlen ise, “vay aq!” olacak.

4- Kaybedenler kulübü

kaybedenler kulübü yolda film hakkında yorumlar

Mesela ben, herkesin izlediği filmleri ya izlemem ya da çok geç izlerim. Matrix, Avatar, Titanik, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter bunlardan sadece birkaçı. Belki sen, benim gibi kılkuyruklardan biri olabilirsin. Öyle olmasan “Kaybedenler Kulübü”nü izlemiş olman icap ederdi.

Kaybedenler Kulübü 1. sinema filmini çok geç izledim. Filmin yarısına kadar “bunlar ne anlatmaya çalışıyor?” desem de geç nüfus eden idrakım, mest olmuş bir beyinde son buldu.

Bu film, yalnızlığı o kadar güzel işliyordu ki, etrafında binlerce insan olsa bile, duyguların yalnızken, esasen yalnız olduğunu anlatıyor. Yine balyoz gibi indi mi kafana? Bence indi!

Kaybedenler kulübü demek, her şeyini kaybetmek anlamına gelmiyordu. Bazı duygularını kaybetmiş olmanın, “kayıpları olan adamsın” gerçeğini yüzüne vuruyordu film. Nitekim tatlı sert bir uyanma ile ilk TEKEL büfeye koşuyorsun. Saat 22:00’ı geçmiş olsa bile “esnaf adam halden anlar” diyerek şansını deniyorsun. Öyle bir sanat eseri izlemişsin ki, gerçekten de esnaf kardeşimizi ikna ediyorsun. Saat 23:50 ve sen elinde biralarla çıkıyorsun büfeden.

İkinci serisi olan “Kaybedenler Kulübü Yolda”yı da izle. Bazıları “olmamış, iyice sex filmine çevirmişler” dese de aldırma. O bazıları için birkaç erotik sahneye şahit olmak, ergenken izledikleri erotik filmleri çağrıştırıyor olabilir. Nitekim, bahsettiğim filmin sex ile alakası yok. Her ne kadar müstehcen sahneler içerse de konu sex değil; inan bana!

Nasıl ki her şarkı, herkese aynı anda hitap edemiyorsa; bu filmin de herkese aynı anda hitap etmesini bekleme. İşte sanat bunu gerektirir.

Sanat nedir biliyor musun?

Sanat, duyguların ifade edilmesinde kullanılan yönteme denir. Elbette sanat eserinin verdiği mesajı, o duyguyu deneyimleyenler daha iyi anlayacaktır.

O yüzdendir ki;

Eğer sen de bir şeyler kaybettiğini düşünüyorsan, “kaybedenler kulübü” serisini izle. İzleyince “vay aq!” diyeceksin.

Bu gecelik bu kadar! Bu tür kişisel yazılar yazmamı istersen bana geri bildirim yapmayı unutma. İstemezsen de geri bildirim yap olur mu?

sürç-i lisan ettiysek affola…

Bünyamin Kapıcıoğlu


BURADA YORUMUN DEĞERLİ
Binlerce HızlıAdam Takipçisi Yorumunu Merak Ediyor

, ,

4 Yorum = İzleyince “Vay Aq!” Dedirten Filmler | Konsepte Aykırı Bir Blog Yazısı

  1. Kemal 8 Nisan 2018 at 09:30 #

    The Shawshank Redemption, 3 idiots gibi filmlerin olmaması şaşırttı.

    • Hızlı Adam 8 Nisan 2018 at 12:59 #

      Listeyi kalabalıklaştırmak istedikten sonra yazacak o kadar çok film var ki, son zamanlarda izlediğim birkaç filmi paylaştım sadece.

  2. elif 9 Nisan 2018 at 01:18 #

    Beni mutlu etti yazınız 🙂 Elinize sağlık

Bir Cevap Yazın


Bölüyorum ama…

2 dk’dan uzun süredir buradasın. Öyleyse bir beğeniyi hak ettik 😉