Her Blog Bir Markadır. Markanızı Yönetin | Pazarlama Teknikleri ve iş Dünyası

Sayfalar

Her Blog Bir Markadır. Markanızı Yönetin

Bundan 10 yıl önce blog denildiği zaman aklımıza sağında solunda saat, takvim veya çeşitli java kodları olan, giflerle süslenmiş kişisel sayfalar geliyordu. Hatta bir çok kişi sahip olduğu bloğu “web sitesi” ismiyle anarak blogculuğu pasivize ediyordu. Blog yazmak, lise yıllarında günlük tutmak gibiydi (Algı öyleydi) fakat günümüzde artık blog sayfaları web sitelerinden sıyrılmış, “çok daha başarılı” olduğunu düşündüğüm bir medya aracına dönüşmüştür

markalaşmak

Blog Nedir? Neden Markadır?

Sahip olduğunuz bloğa ister “kişisel blog” isterseniz “genel blog” veya “spesifik blog” deyin hiç farketmez. Her blog bir markadır. Öncelikle blog sayfası ile web sayfasını birbirinden ayıran en önemli özelliği belirtmekte fayda var. Web siteleri genel tanıtım amaçlı veya bir otomasyona bağlı olarak kullanıcının etkileşim kurabileceği platformlardır. Bloglar ise belirli bir kişi veya kişiler tarafından sürekli taze yazıların eklendiği güncelerdir. Tıpkı dergi gibi, gazete gibi…

Markanızın Farkına Varın:

İnsanlar bloğunuza giriyor ve yorum yapıyorsa etkileşim var demektir. Etkileşim olması, bloğunuzun kullanıcı dostu veya fayda odaklı olduğunu gösterir. Günümüzde sosyal medya araçları etkileşim arttırma yönüyle birer pazarlama mekanizması olarak kullanılmaktadır. Bu durum etkileşim halinde olmanın önemini az çok niteliyor olmalı. Siz okuyucuya (tüketiciye) dokunmayı başarırsanız tüketici de size dokunuyor. Bu dokunuş bir beğen butonuna tıklamak, yorum yazmak, abone olmak veya url adresinizi paylaşmak şeklinde olabilir.

Geri bildirimler alabilmeyi başarıyorsanız içerik üretimi konusunda iyisiniz demektir. Ozaman bloğunuz için “marka değeri var” dememiz mümkündür. Peki bloğunuzun (markanızın) kıyafeti ne? Kravat takar mı? Ya da topuklu giyer mi? Rengi ne? Tarzı ne?

Yoksa insanlar sizin yazılarınızı sadece notepad üzerinden mi okuyor? Yoksa bloğunuzun henüz bir kimliği, tarzı yok mu?

Eğer cevabınız olumsuzsa tabelası olmayan bir dükkan işlettiğinizi hatırlatırım. İnsanlar bu dükkanın içinde neler olabileceği konusunda hiçbir zaman net olamazlar. Dükkana güvenmek konusunda asla emin olamazlar. Tercih konusuna gelince: eğer geçerken tesadüfen uğramazlarsa, akıllarındaki alternatifler arasında olma olasılığınız dahi yoktur. Böyle bir dükkanın sahibi olmak sizin için ne ifade eder? Sanırım bloğa kimlik kazandırma ve markalaştırma konusunda ne demek istediğimi anlatabiliyorum.

Öyleyse ilk iş: gelen geri bildirimlerin, yorumların; geniş anlamıyla etkileşimlerin devamlılığını sağlamak için hemen markanızın renklerini, logosunu, tarzını, üslubunu net bir şekilde belirleyin. Peki ama nasıl?

Ticari Misyonunuz Olmak Zorunda Değil:

Sahip olduğunuz blogdan gelir beklentiniz olmayabilir. Herhangi bir ürünü tanıtmak zorunda olmayabilirsiniz. Veya sahip olduğunuz bir işletme için açtığınız blog olmak zorunda da değil. Belki de sadece içinizi dökmek ya da sosyalleşmek için yazıyorsunuz. Öyleyse MARKASINIZ. Yine mi? Evet yine bu durumda markasınız.

Çünkü: Tek derdiniz beyaz sayfaya içinizi dökerek deşarj olmak olsaydı bunu blog sayfasında yayınlamaz, google amcanın gözüne girmek içinse kılınızı dahi kıpırdatmazdınız. Öte yandan derdiniz sadece sosyalleşmekse eğer etkileşimsiz sosyallik olabileceğini zannetmiyorum. Monolog şeklinde sohbet düşünün. Teknik olarak imkansız. Yani, birilerine ulaşma, birileriyle konuşma, birilerinden fikir alma veya birilerine fikir verme gibi amaçlarımız olduğu belli. Peki kim bu birileri? Bir kişi mi? Birden fazla kişi mi? Eğer hedefiniz birden fazla kişiyse markanızı iyi yönetmeniz gerekiyor. Dijital dünya milyonlarca marka bloğa sahip. Ara sokakta bir bodrum katta kalmak istemiyorsanız markanızı yönetip etkileşiminizi arttırmalısınız. Peki ama nasıl? 

Yoo! Benim Para Kazanma Amacım da Var.

Öyleyse durum biraz daha ciddi. Ticaretin doğasında vardır kaynakları iyi kullanmak.

Müşterileriniz sizden ikinci, üçüncü ya da dördüncü kez satın alıncaya kadar kâr etmiş sayılmazsınız
 Manzie R. Lawfer

Elinizdeki ürün doyum noktasına ulaşmadıysa yeni ürünler için sermaye oluşturamazsınız. Buradaki ürün veya müşteri kavramı, akıllara doğrudan e-ticaret sitelerini getirmesin. Sırf fikirlerinizi satıyor olabilirsiniz. Yorumunuzu merak eden birisi sayfanızdaki reklamı görüyor ve siz bu reklamdan gelir elde ediyorsanız reklam alanı satıyorsunuz anlamına gelir. “Yok ben reklam yayınlamıyorum. sadece insanların bana iş verebilmesi için beni tanımalarını sağlıyorum” diyorsanız yine satış yapıyorsunuz demektir. Kendinizi pazarlıyorsunuz. Araç olarak makale yazmayı seçmiş olmanız ortada bir ürün ya da alıcı olmadığını göstermez. Hayat bir satıştır. Karşı tarafa verilmek istenen birşey varsa eğer, satış var demektir. Fikir, ürün, güven, sevgi vs. Hepsi teknik olarak satıştır. Çünkü alıcısı vardır. Öyleyse “blog yazarları birer satıcı, blogları ise birer markadır” ifadesi yanlış olmasa gerek. Daha çok satmak için, satıcı ile müşteri arasındaki en güçlü bağı da marka değeri kurar. Öyleyse markanızı iyi yönetmelisiniz. Peki ama nasıl?

original markaMarka Blog Yaratma ve Yönetme:

Bu noktada bahsi geçen teknikler size, Kaliteli Bloglar Para Kazanmaya Mahkumdur başlıklı yazımdan tanıdık gelebilir. Fakat bu makalede çok derinlere inmeyip ana kliklerden bahsedeceğim.

Neden Blog Yazdığınızı Netleştirin: Yazmaya başlamadan önce hangi vasıflara sahip olduğunuzu veya hangi konuları sevdiğinizi oturup değerlendirin. Sevmek kısmı çok önemli çünkü: sevgi ile yapılan işler başarıya doğru depar atarak ilerler. Severek yazabileceğiniz, araştırırken sıkılmayacağınız bir konu belirleyin.

Ne kadar Üretebileceğinizi Düşünün: Çok sevdiğiniz materyallerden biri papatyanın ortasındaki sarı polenler de olabilir. Fakat saripolenlipapatya.com adresli bir blog açtığınızda, slogan alanına “papatyanın polenlerini çok severim” yazdıktan sonra bu alanda kaç farklı makale üretebileceğinizi düşünün. Belki yüzlerce yazılabilir. Siz yine de nekadar içerik çıkabileceği konusunu Pollyanna’ya sormadan kendi muhasebenizi yapın derim. Yani sadece sevmek yetmez. Sevdiğiniz konunun içerik üretmeye müsait bir alan olmasına dikkat edin.

Kime Hitap Edeceğinizi Belirleyin: Reklamcılık sektöründe buna hedefleme denir. Sizin de bir hedef kitleniz olmalı. Yazdığınız makaleleri 12 yaşındaki çocuklar mı okuyacak yoksa 60 yaşındaki amcalar-teyzeler mi? Yaş sınırlamanız yoksa eğer, öğrenciler mi okumalı, meslektaşlar mı? Akademik sınırlamanız da yok diyelim: Bayanlar mı okuyacak erkekler mi? Tamam, cinsiyet sınırlaması da yok diyelim. Tüm bu gruplara aynı anda hitap edebilecek yüzlerce hatta binlerce konu vardır. Siz de o konulardan birini seçmiş olabilirsiniz. Fakat hangi konuyu seçerseniz seçin hitap ettiğiniz kitlenin belli bir sınırları muhakkak vardır. Dünyanın en çok kullanılan medya araçlarından biri olan televizyon isimli cihaz herkese hitap edebilir. Peki körler televizyonla ne kadar ilgilenir? Sağır ve kör olanlar ne kadar ilgilenebilir? Ya da hiçbir engeli olmayan insanlar tekerlekli sandalye, kör deyneği gibi nesnelerle ne kadar ilgilenebilir? Dolayısıyla üreteceğiniz ürün (makale vs) kime hitap eder konusu önemlidir. Hitap ettiğiniz kitlenin sınırlarını bilmek de hedefleme yapabilmek için önemli bir unsurdur.  Öyleyse:

Hedeflemenizi Yapın: Makyaj malzemeleri, kullanımı, makyaj modası gibi alanlarda içerik üretecekseniz erkek kitleye ulaşma çabanızı; harcadığınız enerjiyi, bayan kitleye ulaşmak için değerlendirmek daha sağlıklı olmaz mı? Öyleyse bayanların forum sitelerinde kendinizi veya bloğunuzu tanıtmak, bayanların facebook sayfalarında aktif olmak, reklam verecekseniz reklam ajansında bayan kitleyi hedef göstermek daha sağlıklı olacaktır. Tam tersi tesbih taşlarından bahsedecekseniz de erkek kitleye ulaşabileceğiniz mecraları aramanızı tavsiye edeceğim. Özetle: Kime hitap ettiğinizi değerlendirip, hedeflemenizi yapmanız; ardından hedef kitleye ulaşabilecek araçları tespit etmeniz gerekecek. Atomu parçalamaktan bahsetmiyorum. Bu çalışmaları hepimiz yapabiliriz. Düşünebiliriz.

Amacınızı (Vizyonunuzu) Belirleyin: “Hele bi başlayalım da bakalım nereye varır” mantığıyla yazmak yerine kendinize kısa vadeli veya uzun vadeli hedefler belirleyin. Bu hedefler, ziyaretçi sayısı, arama motoru puanı, para, sayfada kalma süresi, yorum sayısı gibi maddelerden oluşabilir. Tek amacınız günde 10 kişiden yorum alabilmek olabilir. Bu da bir amaçtır. Amaçlar, nereye, nasıl varabilirim sorusuna anlam veren kavramlardır. “Amacım çok okunmak” dediğiniz zaman “çok” kelimesinin neye göre, kime göre çok olduğu tartışılır. O yüzden kendinize ara ara matematiksel hedefler belirleyin. Mesela bu bloğun 2. yıl hedefi: günde 3000 farklı kişiye makale okutmaktır. (hedeflerimden birisi) Bunun dışında farklı hedeflerim de var tabi. Ayda x miktar gelir elde etmek, x sayıda kişi ile tanışmak vs vs…

Her markanın misyonu ve vizyonu vardır. Bloğunuzu bu adımlarla açtığınız anda [yada bu adımlarla yönetmeye başladığınız anda] misyonunuzu belirlemiş sayılırsınız. Vizyonunuz ise sizin gerçekçi hayallerinize kalmıştır. Nereye varmak istiyorsunuz? Bunu değerlendirin

Görsel İmajınızı Oturtun: Hafızada kalma yöntemlerinden biri görselliktir. İnsanlar kokuları, görüntüleri ve sesleri hatırlayabilir. Duyguları da aynı şekilde hatırlayabilir. Bloğunuza koku kazandıracak teknolojiye henüz ulaşamadık fakat duygu, ses ve görüntü konusunda alternatifleriniz var. Bu aşamada duygu ve ses konusunu pek irdelemeyeceğim. Tarzınıza göre değişkenlik gösterebilir. Yine de “duygu” için slogan kullanmanın etkili olabileceğini araya eklemek isterim.

Asla tartışılmayacak konu ise görselliktir. Bazı markalar zikredildiğinde aklınıza hangi renkler geliyor? Mesela Turkcell kelimesi size mavi ve sarı rengi hatırlatıyor olmalı. Ya da ING BANK denildiğinde turuncu renk gözünüzün önüne geliyor olmalı. Renklerin yanı sıra bazı markaları anarken direk logosunu gözünüzün önüne alabiliyor olmalısınız. Örneğin Nike denildiğinde kancaya benzeyen tek hamlelik logo size yabancı gelmiyordur. Leb-den sonrası belli zaten. Bloğunuza logo edinin. Logo konusunda çok fazla efor sarfetmenize gerek yok. Nike örneğini özellikle verdim. Basit bir çizgi dahi hatırlanmanız için yeterli olabilir. Fakat o çizgiyi acil oluşturun. Aynı şekilde renk kombinasyonunuzu belirleyin. Grafikerler, kurumsal kimlik çalışması yaparken firmanın antetli kağıdından zarfına kadar; kartvizit ve pano dahil hepsini belirli renkler kullanarak tasarlıyor. Siz de ortak renklerinizi belirleyin. Belirlediğiniz renkleri sosyal medya hesaplarınızda ve diğer tanıtım araçlarında kullanın. Marka değeri olan bloğunuz için renk seçimi konusunda bu makalem size yardımcı olabilir-> Çok Satan Markaların Çok Sattıran Renkleri Var

Üslubunuza Karar Verin: Bir gün ağır edebi terimlerle, ertesi gün sokak ağzıyla makale yazacaksanız kimlik çatışması ve algı yönetim problemi yaşarsınız. Ziyaretçileriniz bunu hiç ama hiç sevmeyecektir. Bu konu biraz da hedefleme ile alakalı olsa da; hedef kitleye nasıl hitap edilmeli sorusuna verilmesi gereken bir cevaptır. Samimi olmak seçeneklerden biridir. Resmi yazım dili de bir seçenektir. Argo olmak da güzel bir seçenek olarak kabul edilebilir. Kusursuz Türkçe çok çok güzel bir seçenek olabileceği gibi, chat ağzıyla yazmak da hedef kitlenize göre iyi bir alternatif olabilir. Neden olmasın? Olmaması gereken unsur: hepsinin bir arada kullanılmasıdır. Ziyaretçi kimden nutuk dinlediğini, ya da kimin tecrübelerinden faydalandığını bilmeli. Tüm yazım metodlarını tek bir mecrada kullanmak son derece hatalı bir seçim olacağı için, yazmaya başlamadan önce üslubunuzu belirleyin. Fakat resmi yazım dilini seçmiş olmak araya hiç şekerleme sıkıştırmayacağınız anlamına da gelmesin. Ölçüyü iyi ayarlamaktan bahsediyorum.

blog markasıMüşteri İlişkileri Departmanı Kurun: Durun bir saniye! Gerçekten bir inşaat alanı kurmanızı ya da personel çalıştırmanız gerektiğini söylemiyorum. Günümüzdeki markaları düşünün. Hemen her markanın müşteri hizmetleri, çağrı merkezi veya irtibat bilgisi var değil mi? Pazarlama için interaktif olmak veya çözüm üretmek önemli. En azından şikayetleri dinlemek gerekir. Peki bu konuyu blog açısından değerlendirecek olursak nasıl bir uyarlamadan söz etmeliyiz:

Bloğunuzda yorum yapılmasına müsade ediyorsanız, yorumlara cevap vermeyi ihmal etmeyin. Kimliğinizi gizlemiyorsanız İLETİŞİM formu eklemeyi unutmayın. Mahlas kullanıyorsanız, canlandırdığınız karakteri tanıtın. Eğer şahsınız adına hitap ediyorsanız HAKKIMDA sayfası eklemeyi unutmayın. Kısacası ziyaretçilerinizin sizi veya simgelediğiniz karakteri tanımasına, iletişim kurmasına ve geri bildirim almasına olanak sağlayın. Bu maddeler blog için önemlidir.

Sosyal Medya Araçlarını Kullanın: İnsanlara ulaşmanın ya da insanların size ulaşmasının tek yolu adres çubuğuna url adresinizi yazmak olmamalı. Her ziyaretçiyi abone olmaya zorlamayın. Sosyal medya araçlarını kullanarak insanların karşısına arasıra çıkar ve hiç rahatsızlık vermemiş olursunuz. Günümüzde sosyal paylaşım platformlarının kullanım oranı göz önünde bulundurulursa bu yöntemin ne kadar sağlıklı olduğunu tartışmaya gerek yok diye düşünüyorum. Marka olmayı tartıştığımız bu makalede, her markanın sosyal medyada aktif olduğu gerçeğini de bir kez daha hatırlatmak isterim. Günümüzde “Benim” diyen her marka sosyal medyayı aktif bir şekilde kullanıyor. Sizin de bloğunuz bir markadır ve sosyal medyayı kullanmanız gerekir.

Bünyamin Kapıcıoğlu | HızlıAdam | İş Dünyasında Rekabet Hız İster


BURADA YORUMUN DEĞERLİ
Binlerce HızlıAdam Takipçisi Yorumunu Merak Ediyor

, , , , , , , , , ,

8 Yorum = Her Blog Bir Markadır. Markanızı Yönetin

  1. Onur 7 Kasım 2014 at 18:01 #

    Sitenize bumerang ödülleri sayfasında sağdaki widget da tweetinizi görünce girdim. Bu yazı hemen ilgimi çekti. Uzun olmasına rağmen sonuna kadar okuttu. Özür dilerim bölüyorum bölümü çok güzeldi. Oy kullanmaya çalıştım, ancak aynı numarayla farklı kategoriye oy kullanabiliyorsun deniyor ama bana kullandırtmadı maalesef. Umarım bu blog kendi dalında dereceye girer. Bir sitede uzun zamandır bu kadar uzun süre kalmamıştım. Bu blogdan öğrenmem gereken şeyler var.

    • hızlı adam 8 Kasım 2014 at 12:20 #

      Merhaba Onur bey,

      Bloğum için uzun uzuna yazdığınız motive edici yorum için çok teşekkür ederim. Evet her kategoriden bir oy kullanılabilir söylemine karşılık uygulamada hata veriyor. Kullanılmıyor. Ben bu süreçte aldığım geri bildirimleri Bumerang ekibine bildiriyorum. Tüm blog yazarları adına bu geribildirimlerin önemi yüksek. Makaleyi beğenmiş olmanıza da sevindim. Daha sık görüşmek dileğiyle, Hızlı adam’lar ailesine hoş geldiniz 🙂

  2. Kerim Potuk 7 Kasım 2014 at 21:21 #

    Yoğunluktan epeydir yazılarını okuyamıyordum hocam. Yine güzel bir içerikle gelmişsin karşımıza 🙂

    • hızlı adam 8 Kasım 2014 at 12:14 #

      Teşekkür ederim Kerim. Zaman buldukça ve elimden geldiğince yeni içerikler eklemeye çalışıyorum. Beğenmiş olmana sevindim. İyi bloglar

  3. Gökhan 10 Kasım 2014 at 19:35 #

    gerçekten çok güzel bir makale olmuş ellerinize sağlık.

    • hızlı adam 11 Kasım 2014 at 10:07 #

      Teşekkür ederim Gökhan bey, Daha sık görüşmek dileğiyle iyi bloglar…

  4. Oğuz 30 Kasım 2014 at 18:18 #

    Merhaba,

    Harika bilgi ve önerileriniz için çok teşekkürler. İlham kaynağı olarak çok işime yarıyor ve yeni bilgilere zihnimi açıyorum. Güzel bir deneyim.

    Ben de uzun bir aradan sonra kişisel blog tutmaya karar verdim. Bu yüzden ilk adımı attım sayılır. Blogumdaki ilk yazımda bana fikir vermeniz memnuniyet verecektir. Yazı şurada: http://www.oguuz.com/merhaba/

    Teşekkürler, iyi bloglamalar.

    • hızlı adam 2 Aralık 2014 at 10:18 #

      Merhaba Oğuz bey,

      Yeni bloğunuz ve ilk postunuz hayırlı olsun. Gerçi ilk posta yetişemedim. Kaldırmışsınız ama diğer içeriklere baktım. Gayet hoş. Eksikleri var tabi. En kısa sürede kendinize bir logo edinip banner alanındaki koca görseli de içeriğinize uygun bir görselle değiştirirseniz çok daha güzel olacaktır diye düşünüyorum (Naçizane)

      İyi bloglar dilerim

Bir Cevap Yazın


Bölüyorum ama…

2 dk’dan uzun süredir buradasın. Öyleyse bir beğeniyi hak ettik 😉